7 Kasım 2011 Pazartesi

Ejdergemileri Serisi - Weis&Hickman


Daha önceki yazılarımı takip etmeyip yalnızca blogumun ismine bakarak bile anlayabileceğiniz gibi ağır bir Ejderha Mızrağı fanıyım. Öyle ki küçüklüğümden beri büyük bir heyecanla okurum. Ve bu seriyi yaratan iki çok sevdiğim yazar Margaret Weis ve Tracy Hickman. Bu ikili yeni bir seriye başlarda ben okumamazlık eder miyim hiç? Fantastik edebiyatla az çok ilginiz varsa biliyorsunuzdur, bu seri Ejdergemileri serisi. Henüz iki kitabı yayımlandı, ikinci kitabını henüz geçen hafta okudum. Lise son sınıfta olup da onca dersin arasında sıkışmış kalmış ben için bu kitap oldukça iyi bir kaçış olanağı oldu; bunaldığımız zamanlarda fantastik kitaplar bir süreliğine de olsa özellikle de Weis-Hickman ikilisi tarafından yazılmışsa, gerçekten de harika bir kaçış kapısı olabiliyor(zaten onları bu yüzden sevmiyor muyuz). İkinci kitap Ejderhanın Sırrı'nı o onca derse rağmen bir haftada okudum, ki çok yavaş okuyan biriyimdir. İlk kitap olan Ejderhanın Kemikleri'ni ise geçen sene ilk yayımlandığında okumuştum. Üçüncü kitabın ise ne aşamada olduğu ya da ne zaman yayımlanacağı hakkında bir fikrim yok.

Ejdergemileri hem Ejderha Mızrağı tadı verebilen hem de farklı şeyler sunabilen bir seri. Ejderha Mızrağı'ndaki gibi her birinin farklı görevleri olan tanrılar tarafından yönetilmekte olan bir dünyada geçiyor hikayemiz ve yine Ejderha Mızrağı'ndaki gibi bir şekilde tanrıların işlerinde pay bulan insanlar anlatılıyor. Hikayeye göre dünyayı yönetmekte olan şu anki tanrılar Torval ve saz arkadaşları başka diyarlardan gelip de dünyaya göz koyan yeni yetme tanrılara karşı savaş vermekte ve işler Torval için pek de iyiye gitmemektedir, bakalım yalnızca birer insan olan kahramanlarımız bu savaşta nasıl bir rol üstleneceklerdir, gibi bir şeyler işte. Kitaplarda şu ana kadar görünün ırklar ise yalnızca insanlar ile ogreler ve bunlara ilaveten kara sanatlarla isimleri anılan gizemli fey(orman perileri vb ) halkı. Evet, elfler ve cüceler en azından şimdilik yoklar ki tüm fantastik kitaplarda aynı şekilde yazılıp çizilen klişe elf ve cüce karakterlerle yeniden karşılaşmaktansa böylesi bence daha iyi.

Hikayesi anlatılan karakterlerimiz ise ilkel kabilelerden oluşan ve kendine Vindrasiler diyen bir halk. Her kabilenin seferlere çıktığı birer ejdergemisi ve yoldaşları olan birer ejderhaları var. Vindrasi halkı halen Torval ve diğer eski tanrılara taparken sonradan öğrenecekleri üzer ogreler Raj tanrılarının, güneyli insanlar ise başında Aelon isimli bir tanrı bulunan başka bir tanrı topluluğunun himayesi altına girmiş. İlk olarak oldukça kısıtlı bir evrenle karşılaşsak da evren sonradan genişliyor.

Genellikle hikayeyi pek çok karakter üzerinden işleyen Weis ve Hickman bu sefer merkezde tek bir karakteri tutmuşlar. Bu cesur ve biraz da aptal bir genç olan Torgun kabilesi şefinin şımarık ve bir o kadar da usta bir savaşçı olan tek oğlu Skylan Ivorson. Ve Skylan, Ejderha Mızrağı serisinin güya ana karakteri olan yarım elf Tanis'e göre çok daha iyi işlenmiş ve işlenmekte olan bir karakter diyebilirim. Bunun yanı sıra yine çok iyi bir şekilde işlenmiş yan karakterler mevcut. Aslında gözlerim kitabın satırlarını okurken Raistlin, Caramon veya Tasslehoff gibi karakterleri aradı ancak Ejdergemileri serisinde Ejderha Mızrağı'nın aksine daha çok "gerçekçi" karakterlerin hikayesi anlatılmış. Hatalı kararlar verip aptalca düşüncelere kapılabiliyorlar. Ve hiçbir karaktere Ejderha Mızrağı'ndaki gibi bir dakika içinde kanınız ısınamayacak. Çünkü her birinin iyi yönleri olduğu gibi kötü yönleri de var.

Weis ve Hickman'ın Ejderha Mızrağı kitaplarında kullandıkları üslup ve anlatımları oldukça büyüleyiciydi ancak bunun bu seride daha da gelişmiş olduğunu gözlemledim. Karakterler gibi anlatım da gerçekçi bir özelliğe sahip, karakterleri ve hikayelerini gerçekmişçesine hissedebilmek mümkün ve o kadar sürükleyici ki insanın kitaptan kopmasını neredeyse imkansız hale getiriyor. Okuduğum en sürükleyici kitaplardandı, ki ben sürükleyici sıfatını laf olsun diye kullanmam. Soru işaretlerinin oluşması ve yanıtlanması evreleri çok iyi bir şekilde işliyor. Okuduysanız bilirsiniz, Ejderha Mızrağı kitaplarında hani o bir anda dumura uğratan kısımlar vardır işte bu kitaplarda o anlar daha da keskin bir anlatımla yaşatılıyor. Sözün özü Ejdergemileri pek çok yönüyle başarılı bir seri. Her iki kitap da beş yüz sayfa civarında. Özellikle fantastik edebiyatla içli dışlıysanız kesinlikle okumanız gereken kitaplar. Okuyun, okutun.

9 Ağustos 2011 Salı

Harry Potter ve Ölüm Yadigarları 2. Kısım


Filmi vizyona girdikten bayağı bir sonra izleme fırsatı bulabildim. Hem bloga yazı girmeyeli çok fazla olmuş, bu yüzden benim için büyük önem taşıyan bu film hakkında yorumlarımı eklemek istedim. Film hakkında yazacağım daha ciddi meselelere gelmeden önce şunları belirteyim:
- Harry'nin cesedi Hogwarts'a getirildiğinde Voldemort'un "Harry Potter öldü" demesi ve önce adamlarının sonra da kendisinin kahkaha atması... Nasıl bir kahkahaydı o yav, adamın kahkahasını 3 dakika boyunca gülme krizine girdim.
- Bir de kaç kişi dikkat etti bilemiyorum ancak benim çok gözüme battı. Biz bu büyücüleri hep cübbeler, pelerinler vb giyen, insan kıyafetlerini garipseyen kişiler olarak okuyup izlemedik mi? Öyleyse o bankadaki güvenlik görevlileri neden insan güvenlik görevlisi gibi giyiniyordu? Adamlar üzerinde üniforma, ellerinde asayla koşturup duruyorlardı.

Kitap ve film arasındaki farklılıklara gelince,
- İlk filmde Ölüm Yadigarları vesaire vesaire heyecanlandırdılar milleti ondan sonra bu filme geldik Ölüm Yadigarları'nın adı bile geçmedi nerdeyse, bu dediğim biraz abartı tabii de bakınız: Mürver Asa tamam, Diriltme Taşı tamam, Görünmezlik Pelerini yok! Vardı da ben mi kaçırdım yoksa Harry'deki pelerinin, tüm filmlerde önemli rolü olan şu meşhur pelerinin Ölüm Yadigarı olduğu söylenmedi mi?
- Aberforth'un mekanına gittiklerinde Ab'ın onlar Albus ile Grindelwald'ın hikayesini anlatması gerekiyordu ancak bu da yoktu, ki burası kitaptaki önemli yerlerden biri.
- Yan karakterlerin rolünün olmaması ise ayrı bir konu. Hogwarts Savaşı'nı erken başlattılar, dedim "Tamam, o zaman tüm karakterleri doya doya göreceğiz." ama nerede? Ne Slughorn'un bir işe yaradığını gördük ne Shacklebolt'un. Percy Weasley ise savaşa bile katılmadı, hâlâ ailesi ile küs filmde anlatılan hikayeye göre.

Filmi gereksiz diyaloglarla geçiştereceklerine kulelerin hayaletlerinin hikayesini veya kitapta bulunan daha iyi bir şeyler anlatsalardı ya. Aslında kitaptaki her şeyi anlatmak için vakitleri vardı ama tembellik etmişler. Finale yakışmadı. Film kaliteli bir filmdi aslında; ki bu kadar iyi bir kitaptan ne kadar kötü bir film çıkabilir ki zaten. Ancak çocukluğumdan beri bu filmlerle büyümüş biri olarak finalden daha iyi, daha özel bir şeyler beklememi sanırım normal karşılarsınız.

Not: 8/10

9 Nisan 2011 Cumartesi

Kahramanların Dünyası Şaşarsa...


House of M yine Marvel dünyası süper kahramanlarının başına gelebilecek olası bir felaket ile her şeyin alt üst olması senaryosuna dayalı bir eser. Ve evet bolca süper kahramanı bir arada gördüğümüz bir çizgi roman. Süper kahramanları etkileyen felaketler, kaos ortamı vb. şu sıralar bir çizgi roman çizmek için popüler bir tercih. Okurların ilgisini çektiği de reddedilemez.

Bu kez kahramanların dünyasını tehdit eden şey ise yine bir süper kahraman; intikamcılardan Wanda Maximoff nam-ı diğer Scarlet Witch(Kızıl Cadı) . Alternatif bir evrende hikayemize göre Magneto'nun kızı Wanda diğer mutantların bile hayallerinin ötesinde bir güce sahiptir, bu güç gerçeği bükebilme, değiştirmedir. Ancak Wanda böylesine bir gücü kontrol edebilecek iradeye sahip değildir, hatta bu yüzden çocuklarını kaybetmiştir ve intikamcılar takımından dostlarının(başta Hawkeye olmak üzere) ölümüne neden olmuştur.

Depresyona giren Wanda artık iradesini iyice yitirmiştir, Charles Xavier'ın gözetimi altında olmadığı her an dünya için büyük bir tehdittir. Bu işin böyle devam edemeyeceğini gören Xavier intikamcıların ve X-Men'in davet edildiği bir süper kahraman toplantısı düzenler. Bu toplantının amacı Scarlet Witch'in kaderine, öldürülüp öldürülmeyeceğine(öyle ki yaşadığı her an dünya tehlikededir) karar vermektir. Bu kolayca verilebilecek bir karar değildir. Wanda yaşadıkça dünyanın üzerindeki tehdit sürekli artmaktadır ancak bir taraftan da onun yaşama hakkı göz önünde bulundurulmalıdır. Emma Frost liderliğindeki X-Men Wanda'nın öldürülmesi yönünde fikir belirtirken, intikamcılar ile Kaptan Amerika, Tony Stark gibi isimler buna karşı çıkar.

Toplantıdan bir sonuç alınamaz. Bunun üzerine toplantıya davet edilen kahramanlar bir de bunu Wanda'nın kendisine danışmaya karar verip Wanda ile babası Magneto ve kardeşi Quicksilver'ın ikamet ettiği harabe Genosha'ya doğru yola çıkarlar. Kahramanlarımız oraya vardığında ise ortada ne Wanda vardır ne de ondan bir iz. Kahramanlar heyeti çok uzağa gitmiş olamaz deyip aramaya başlar Scarlet Witch'i. Sonunda buldukları ise bir parlama ve bambaşka bir dünyada bambaşka bir hayatı yaşayan kendileri olur.

M imparatarloğunda yani Wanda'nın yarattığı bu yeni dünyada süper kahramanlar hep hayalini kurdukları yaşama sahiptirler. Önceki hayatları ise hiç var olmamıştır. Ms. Marvel zirvededir, Peter Parker herkesin tanıdığı bir kahramandır ve Gwen ile mutlu bir aile kurmuştur, Magneto insan ırkına karşı kazanmış ve tüm dünya mutantları benimsemiştir(öyle ki dünya nüfusunun hatrı sayılır kısmını mutantlar oluşturmaktadır) . Aralarından sadece biri eski yaşamını hatırlar. O kişi sabah uyandığında kendini bir SHIELD üyesi olarak bulan Wolverine'den başkası değildir. Bunun nedeni ise Wolverine'in hep eski anılarını hatırlamak istemiş olmasıdır. Bu halde olan Wolverine ne yapacağını bilemez ve gelişen olayların etkisiyle sürüklenirken bulur kendini. Yapılacak iş ise Charles Xavier ve diğer kahramanları bulup bir araya getirerek bu dünyanın hesabını Wanda Maximoff'tan sormaktır. İşte böylece olaylar gelişir.

Wanda Maximoff'un yanı sıra Quicksilver, Magneto, Wolverine, Emma Frost, Doktor Strange, Hawkeye hikayede etkin rol oynayan isimler, bir de Layla Miller diye mutant bir kız çocuğu var, gerçi ne işe yaradığını anlamadım ama neyse. Eser hakkındaki yorumuma gelince, o kadar da başarılı bulmadım. Nedenlerine gelince, hikaye çok çizgisel ilerliyor ve çıkış noktası da yeterince etkileyici değil. Çizimler fena sayılmaz gerçi ama renk tonlamaları, kalabalık savaşların çok karışık olması gibi hoşuma gitmeyen noktalar oldu. Sonuç olarak House of M benden vasat not alan eserlerden biri.

Not: 6/10

27 Mart 2011 Pazar

Dragon Age Çizgi Roman

Dragon Age 2 çıktı oynayamadık henüz ancak en azından çizgi romanını okuyabildim şu son birkaç günde. Yanlış hatırlamıyorsam ilk Dragon Age'in çıktığı zamanlarda yayımlanmıştı bu çizgi roman da, okumak bu zamanlara nasipmiş. Uzun uzun incelemek pek içimden gelmiyor açıkçası kısaca bir değineyim.

Hikayemiz Dragon Age evreninde geçiyor doğal olarak. Böyle fantastik bir evrende geçen bir çizgi romanda da yine doğal olarak büyücülük, şövalyelik olayları falan anlatılıyor. Bir büyücü olan Veness ile bir tapınak şövalyesi Sadatt'ın birlikteliğinden doğan, annesi gibi bir kadın büyücü olan Gleam'ın öyküsü bu. Bir şövalye ile bir büyücünün birlikte olması Dragon Age evreninde oldukça büyük bir suçtur. Bu nedenle Gleam'ın ebeveynleri düzgün bir aile kuramamışlardı. Entrikalar, yanlış anlaşılmalar, Veness'in ölmesi derken Gleam fakir bir demirci ailesi tarafından evlat edinmiştir. Üvey evlat olduğunu bilen Gleam'ın annesi babası hakkındaysa hiçbir bilgisi yoktur. Ara sıra büyü çalışan ve demircilik yapan Gleam sıcak ailesiyle mutlu yaşamına devam ederken olanlar olur, Gleam ailesinden ayrılır ve maceraları başlar. Dragon Age gerek çizim olsun, gerekse hikaye olsun hiç de fena değil, zevk alarak okudum, tavsiye ederim.

Not: 7/10

26 Mart 2011 Cumartesi

Spider-Man Noir


Evet, gördüğünüz gibi çizgi roman(veya Marvel çizgi romanları da diyebiliriz) hevesim hâlâ devam ediyor. Bu yazımda ise son senelere damga vuran Noir akımının ürünlerinden biri, Spider-Man Noir. Spider-Man Noir, Patrick Zircher ve Dennis Calero'nun yazdığı Carmine Di Giandomenico tarafından çizilen 2008-2009 yıllarında 4 bölüm olarak yayımlanan bir eser. Pek çoğunuz duymuştur ancak duymamış olanlar için bu Noir serisinin ne olduğuna, Noir serisine dahil bir eserin ne farkı olduğuna biraz açıklık getireyim.

Öncelikle biraz Marvel'daki değişim çabalarından bahsetmek lazım. Bu konularda pek bir bilgim yok ancak Marvel'daki bu değişim bir süredir benim de dikkatimi çekmekte. Evet, son yıllarda Marvel'da bir imaj değişikliği söz konusu aslında bu sadece Marvel için geçerli değil; DC Universe için de bunu söylemek mümkün. Asırdır insanoğlu Marvel okumakta ve Marvel'a, süper kahramanlarına olan ilgi hiçbir zaman azalmadı. Bu çizgi romanları senelerdir tüm dünya okumakta. Aslına bakarsanız dünya senelerdir aynı veya benzer şeyleri okuyor. Süper kötüler her geçen gün kötülük dolu planlarından bir yenisiyle daha ortaya çıkar ancak sonunda cıvıl cıvıl kostümleriyle süper kahramanlar günü kurtarır. Herhalde Marvel'dakiler okurlarının bundan sıkılmış olabileceğini düşünmüş olacak ki yeni bir şeyler ortaya koyma, okuyucuya daha farklı lezzetler tattırma arayışına girdiler. Marvel artık daha karanlık bir evren. Bu yönde birçok fikir denendi ve halen denenmekte. Felaket senaryoları, süper kötülerin zaferi, kahramanların birbirleriyle savaşmaları gibi daha önce denenmemiş senaryolar, bunlara bu kayıtın hemen aşağısında incelemelerini görebileceğiniz İhtiyar Logan ve İç Savaş'ı örnek gösterebiliriz.

Noir serisinde değişen kısım ise senaryo değil, kahramanlar yine şehir sakinlerinin huzuru için klasik düşmanlarına karşı savaş veriyorlar. Değişik olan kahramanlar ve atmosfer. Spider-Man, evet bildiğimiz Peter Parker ancak biraz farklı. Noir(sözcükten de anlaşılabileceği gibi) karakterlerinin giydikleri kostümler alışılagelmişin aksine simsiyah. Aslında kostüm demek de yanlış olur, örneğin Spider-Man bu eserde bir dedektifi andıran siyah giysileriyle ve kara bir maskeyle karşımıza çıkıyor. Ayrıca esere 1930 yıllarının karanlık atmosferi hakim. Bu olay tüm bu Noir başlığı altında toplayabileceğimiz çizgi romanlar için geçerli. Fena değil.

Spider-Man Noir'in anlattığı pek farklı bir şey yok. Aynı hikayeyi farklı bir şekilde anlatıyor diyebiliriz. Sene 1933, New York'da genç bir gazeteci yaşamakta, adı Peter Parker. Peter'ın Ben amcası birkaç sene önce acımasızca katledilmiş, olayın faili ise meçhul... Söz gelimi tabii, Ben Parker cinayeti Goblin Çetesi tarafından işlendiği bilinen onlarca faili meçhul cinayetten sadece bir tanesi. New York yargısıyla, polisiyle, valisiyle, tümüyle Goblin, gerçek kimliğiyle Norman Osborn'un tekelinde. Olması gerektiği gibi değil, kötü giden bir şeyler var, herkes merak edip hissediyor bunu ancak çok azı araştırıyor, öğrenmeye çalışıyor. Peter Parker da bunlardan biri ve araştırdıkça görüyor ki şehrin durumu berbat, tüm kalbur üstü kişiler iğrenç bir oyunun parçası. Halk ezilmekte, hiç ses çıkaran yok.

Peter Parker bir şeyler yapmak istiyor ancak yapacak gücü yok- yoktu, ta ki insanoğlunun pek tanıdık olmadığı cins bir örümcek tarafından ısırılıp Örümcek Adam(Spider-Man) olana dek. Spider-Man her gece sokağa iniyor ve çetelerle savaşıyor, halkı kötülere karşı kolluyor. Tabii yine Osborn'un elindeki basın bunu farklı yazıyor ancak insanlar farkından bir şeylerin farklı olduğunun. Goblin Çetesi artık o kadar rahat değil. Biraz karanlık bir atmosfer, biraz da psikolojik bir anlatım.

Eserin hikayesi yukarıda bahsettiğim gibi işte, klasik. Farklı olan çizimler, atmosfer. 33 yılının nostaljik ve Goblin'in elindeki New York'un karanlık atmosferi çizimlere güzel aktarılmış. Değişik bir lezzet, Spider-Man'i, Kraven'i, Akbaba'yı, Goblin'i bir de bu şekilde görmüş olduk, fena olmadı. Yine de çizimler için çok iyi diyemeyeceğim. Yüz çizimleri mesela, May Hala ihtiyar bir kadından çok orta-yaşlı bir adama benzemiş. Spider-Man Noir benim okuduğum ilk Noir'di aslına bakarsanız ancak devamını da getirebilirim. Okumak size kalmış.

Not: 6/10

25 Mart 2011 Cuma

Wolverine: İhtiyar Logan


Hatırlarsanız bir önceki yazımın girişinde İç Savaş'dan sonra İhtiyar Logan'dan da bahsetmeye niyetlenmiştim ancak vaktim yetmediği bu kısmı ertelemiştim. Madem niyet ettik geç de olsa yazmak lazım.

Wolverine: Old Man Logan veya Türkçe İhtiyar Logan olarak da adlandırabileceğimiz 2009 yılı çıkışlı bu eser yine İç Savaş gibi Mark Millar ile MacNiven ikilisinin elinden çıkma. Civil War gibi İhtiyar Logan da olası bir felaket senaryosunu işliyor, şöyle ki: Alternatif bir evrende Marvel dünyasının tüm süper kahramanları 50 yıl önce yapılan büyük bir savaşta yenilmiş ve süper kötülerce katledilmiştir. Bir çok şehir de iyice tehlikeli hale gelen Molodiler tarafından çökertilmiştir. Ve şu anda Amerika süper kötülerin arasında paylaştığı bir ülkedir. Yaşayan süper kahramanların sayısı ise bir elin parmaklarından daha az, bu kahramanlardan biri de Wolverine.

Ancak bu Wolverine bizim tanıdığımızdan bayağı farklı. Birincisi, adamın huyu suyu değişmiş. 50 yıl önce süper kötülerin Red Skull önderliğinde bir araya gelip şeytani bir planla tüm kahramanları öldürdüğü gece, işte o geceden beri kimse ne Wolverine'i gördü, ne de pençelerini. Yalnızca bu kötü dünyada sessiz sakin, kimseye bulaşmadan ailesiyle yaşamını sürdüren Logan isimli bir çiftçiyi gördü insanlar. Peki neden Wolverine pençelerini çıkarmamaya ant içmişti, neden Hulk Çetesi'ne eziliyor, neden her ay haraç veriyor? Bu soruların cevabını da kahramanların düştüğü gecenin sırları gibi ileride öğreniyoruz.

Logan'daki ikinci değişim ise görünümü. Simsiyah çalı gibi saçları olan Wolverine gitmiş onun yerine kelleşmeye başlayan kısa ak saçları ve suratında kırışıklıklarıyla bir garip Logan gelmiş. İhtiyar bir Logan, Wolverine gibi eskimeyen bir bedene sahip birinin nasıl olup da yaşlandığının yanıtı yok. Hikayemizin başladığı noktaysa şöyle: Maddi durumu zaten kötü olan Logan ailesi son zamanlarda iyice sıkışır ve o bölgenin efendileri olan (Bruce Banner'ın torunları; benim süper kahraman bildiğim Hulk bu çizgi romanda kötü adam olmuş)Hulk Çetesi'ne haracını veremeycek duruma gelir, bu pekala ölümcül bir durumdur. Tam o sıkışık zamanlarda son kahramanlardan Hawkeye(ki o da kör kalmış), Logan'a para getirecek bir teklif sunar. Logan kuryelik yapan Hawkeye'a batıya yolculuğunda eşlik etmeyi kabul eder ve maceraları başlar.

Çizer MacNiven ise yine çok iyi iş çıkarmış, her yan kötülük dolu ancak bir o kadar da rengarenk, bir tezat ise söz konusu değil, renkler gayet güzel dağılmış. Düşmüş süper kahramanların bir arada yatan cesetleri ve süper kötülerinkiler de, hele Loki'nin çölün ortasındaki dev cesedinin çizimi(yok, hayır Loki'ye gıcığım olduğundan değil :) çok hoşuma gitti. Bu denli kaliteli çizimleri olan eserler okumak her zaman nasip olmuyor. Hikaye de yer yer eksiklikler içerse ve kusursuz olmasa da epey ilginç. İhtiyar Logan'ı deneyin derim, Civil War'ı için da hatırlatayım bu arada.

Not: 7/10

20 Mart 2011 Pazar

Marvel Karıştı, Kahramanlar Bölünüyor.


Merhabalar sevgili takipçiler. Şu sıralar biraz çizgi roman işine merak sardım. Fırsat oldukça birkaç eser okumaya çalışıyorum. Benim için çizgi roman denilince akla ilk gelen şey, Marvel markası adı altında çizilmiş olanlar ve çizgi roman okuyacağım zaman genellikle tercihi Marvel'dan yana kullanıyorum. Bu sayfamda da size son zamanlarda okuduğum iki adet Marvel çizgi romanından bahsetmeyi düşünüyorum.

Bunlardan birincisi ilk basıldığı zamanlarda, çok değil bir iki sene önce, bir hayli ses getiren bir eser olan; Mark Millar'ın yazdığı, Steve MacNiven'ın çizdiği Marvel: Civil War ya da ülkemizdeki Türkçe basıldığı isim ile İç Savaş. Zaten İç Savaş'ı birçok duymuş olanınız olduğunu düşünüyorum, çıkış temasıyla pek bir ünlenmişti. İsminden de kolayca tahmin yürütülebileceği gibi Marvel evreninin pek muhterem süper kahramanlarının hayatlarını büyük ölçüde etkileyebilecek bir yasanın yürürlüğe girmesiyle bu kahramanlarımız arasında çıkan görüş ayrılığı anlatılıyor. Ülkede çıkan karışıklıklar ve sonuçta masumların ölmesi ile kimi suçlayacağını şaşıran hükümetin süper kahramanlara öfkelenen halkın güvenini kazanmak ve ülkenin güvenliğini sağlamak için çıkardığı bu yasaya göre süper kahramanların kayıtlarının tutulması ve maskelerini çıkartarak kendilerini halka göstermeleri gerekmektedir, aksi takdirde suçlu ilan edileceklerdir.

Iron-Man ve Mr. Fantastic gibi isimler yasaya destek verirken, Captain America ve beraberindekiler bu yasaya karşı çıkarak yasa dışı bir örgüt kurar ve işlerini bu şekilde devam ettirmek isterler. Bu durum süper kahramanlar arasında muazzam bir kutuplaşmaya neden olur kimisi Captain America'nın yanında kimisi de Iron Man'in yanında yer alır ve bunların yanı sıra hangi tarafı seçeceğine henüz karar verememiş olan pek çoğu da vardır. Captain America'nın yaptığı bir suçtur ve günler geçtikçe işler daha da kızışır sonuç olarak süper kahramanlar arasında savaş patlak verir, Captain America ile Iron Man dövüşür. Mr. Fantastic, She-Hulk, Spider-Man, Captain Marvel gibi yasayı savunanlar Iron Man'in yanında savaşırken Hercules, Luke Cage, Daredevil, Falcon ve Goliath gibi yasayı reddedenler Captain America'nın yanında yerlerini alırlar.

Maskesini çıkarmak, gerçek kimliğini halka sunmak; bu süper kahramanlar için kolay bir şey değil şüphesiz ki. Gerçi Iron Man(Tony Stark) gibi kimliği tüm dünyaca bilinen ünlü süper kahramanlar da mevcut. Ancak Captain America, Spider-Man... Geçmişte bu kahramanların gerçek kimlikleri açığa çıktığında, süper kötüler onlara daha da ziyade sevdikleri insanlara zarar vermişlerdir. Anti-yasacılar bundan korkmaktadır., haklılardır. Öte yandan günden güne çektiği acı artan, kahramanlara güvenini yitiren halkın bir nebze de olsa huzur bulmasını sağlamak, kahramanların itibarını geri kazanmak da haklı bir gerekçedir. Kahramanlarımız işte böyle bir ikilemin içinde bulur kendisini, kimisi tarafını seçmesine rağmen hâlâ ikilemdedir, belki de seçim yapmada biraz aceleci davranmışlardır. Tam bir psikolojik bataklık.

Aklını kurcalayan sorulardan kurtulamayanlar, kafası karışanlar, kimin doğru kimin yanlış olduğun anlayamayanlar; pek çok kahraman taraf değiştirir. Iron Man'in yanında olup Captain America'nın yanına geçenler, Kaptanın yanında olup Iron Man'in yanına geçenler, casuslar, sonradan bir tarafa dahil olanlar, olamayanlar... Kimi gruplar bölünmüş, işler iyice içinden çıkılmaz hale gelmiştir. Kahramanların birbiriyle savaşı asla hoş sonuçlar doğurmaz, süper kahramanların iyiliğe adanmış elleri kana bulanır, lekelenir. İşte böyle karmaşık, karamsar bir atmosfere sahip İç Savaş. Bu savaşta benim kendimi daha yakın hissettiğim tarafsa anti-yasacılar oldu. Bunun nedeni Kaptan Amerika'yı Iron Man'den daha çok sevmem olabilir gayet tabii.

Çizgi romanda beğendiğim taraf hikayeden ziyade MacNiven'ın çizimleri oldu aslına bakarsanız. Çizimlerde süper kahramanların renk renk kostümlerinin oluşturduğu o kaos ortamı çok hoştu. Ve efektler, yumruk yiyen kahramanın kostümünün dağılması; güzeldi. İç Savaş'ı okumazsanız o kadar da bir şey kaybetmezsiniz ancak okuyan çoğu kişinin bu çizgi romandan zevk alacağını düşünüyorum. İyi okumalar.

Not: Bu yazıda İç Savaş'ın yanı sıra Millar-MacNiven ikilisinin sonraki çizgi romanı olan İhtiyar Logan serisinden bahsetmeyi düşünüyordum ancak, İç Savaş biraz uzadı ve biraz yorgunluk başladı, derslerime de dönmem gerek. O da bir sonraki sefere olur artık.

Not: 8/10